Başöğretmen
Atatürk’ün; “Dünyanın her tarafından öğretmenler toplumun en
fedakar ve saygıdeğer unsurlarıdır” değişinin anlamı son
derece etkilidir. Esasen, Ulu Önder de 24 Kasım 1928’de
Başöğretmenliği kabul buyurarak Türk Milli Eğitiminin
değişmeyen başı ve sembolü olmuştur.
Bu tarihi günün
“Öğretmenler Günü” olarak kabul edilmesinde ayrı anlamı ve
değeri vardır. Atatürk, Milliyetçiliği ile Türk Öğretmeninin
bütünleştiği, ülkemizin refah, huzur, güven, barış, birlik
ve bütünlüğünün Milli Eğitim meşalesi etrafında
değerlendirdiği bugün Türk Öğretmeninin en büyük günüdür.
Geleceğe sonsuz
ümitlerle bağlı Türk Milli Eğitiminin kurtuluş ve kalkınmada
seçeceği tek yol Milli Eğitimin yoludur. Bunun sancakları da
Türk Öğretmenleridir.
Bir sevdadır.
Öğretmen olmak diyorum. Hani yemeden içmeden kesen;hani
sevdiğine pervane olan; yani gözü başka bir şey görmeyen
bir sevda... Bir kara sevda desek daha doğru olur. Hiç
düşündünüz mü neyin,sevdasıdırbu? Ne ile açıklanabilir almadan vermek,
verdikçe çoğalmak, çoğaldıkça yaşamı kucaklamak? Bir damla
suya hasret bir çöl susuzu gibi bilgi bekleyen, aydınlığa
susamış, annelerini bekleyen kuş yavruları gibi ağzınıza
akan binlerce, on binlerce çocuğa beyninizi, bedeninizi
açmak neyin karşılığıdır? Hayır zor değil, bir tek sözcükle
anlatabilirsiniz bütün bunları, bir tek sözcük size geleceğe
'çevirir: "Öğretmen" .
Damardan verilmiş bir güçtür öğretmen olmak... Aç kalmayı,
açıkta kalmayı, iklimlerin değişkenliğini, mevsimlerin
zorluğunu unutmaktır size imrenerek bakan çocuk gözlerde...
Hani gerçek sanatçılar vardır bilirsiniz. İçleri yanıp,
gözleri buğulanmış ve yürekleri kan revanken bile
izleyicilerini hiç unutmazlar, unutmak ellerinde değildir
çünkü... Çünkü sizi bekleyen, ağzınızdan çıkacak sözcüklere
bakan çocuklarınız vardır. Nasıl unutabilirsiniz!
Nasıl yok sayabilirsiniz! Nasıl bana ne diyebilirsiniz!
Öğretmen olmak bir yürek işidir çünkü, beyninizle yüreğinizi
birleştiren bir köprüdür.
Mustafa Kemal'in Kocatepe'den bakışıdır öğretmen olmak,
dalga dalga sürüklemektir gençleri... Samsun'dan karanlığın
üstüne "doğmaktır öğretmen olmak... Önüne katıp cehaleti
Ege'de sulara gömmektir. Berrak bir Türkçedir öğretmen
olmak, diline kültürüne sarılmaktır. Ay yıldız olup göklerde
dalglanmaktır, öğretmen olmak Sözün özü bir, sevdadır
öğretmen olmak, yüreklerde vatan vatan atmak, damarlarda
bayrak bayrak dolaşmaktır.
"Öğretmen bir mum gibidir." denmiştir hep. Yani aydınlatan
ama aydınlattıkça yok olan. Yanılgıdır bu. Evet
aydınlatmaktır öğretmen olmak ama aydınlattıkça yok olmak
değildir. Aydınlattığınız her beyinde çoğalmak, boğduğunuz
her karanlıkta bahar toprağı olmaktır. Bereketli ve doğurgan
bir bahar toprağı... Verdiğiniz her bilgi cemre olup
düşmüştür zenmeri ay azının üstüne ve toprak sıcaktır, su
sıcak, hava sıcaktır artık. Dallar meyyeye durmuştur...
Nasıl yok olduğunuz söylenebilir? Şimdi varsınızdır asıl.
Büyüyen her fidanda, açılan her goncada renginiz, kokunuz
vardır çünkü.
Bakın çevrenize, elleri çalışkan, yüreği
umuda gebe, ülkesinin geleceğini vicdanı ile hazırlayan,
gözlerindeki coşku ile "Bir sevdadır öğretmen olmak", Diyen
birini görürseniz saygıyla selam durun önünde, çünkü
Atatürk'ün baş eğmez bir neferidir o....
Öğretmen ressamdır biraz
yüreğinin ve beyninin renkleriyle boyar hayatı bir
öğrencinin gülüşüne